Sayfalar

14 Eylül 2011 Çarşamba

şimdi yeni şeyler söylemek lazım


Biz bu ülkede asla tam olarak mutlu olamayacağız sevgilim.
Bir kahkaha atamayacağız hiçbir şey düşünmeden.
Çünkü çocuklar ölüyor bu ülkede…
Giderek ve her gün daha çok

Bir yerlere not etmişim bu satırları. Kimden alıntılamışım belli değil. Ama severim. Ara sıra notlar arasında karşıma çıkagelir. Şimdi bunları bir kez daha anımsama zamanı. Aynı zamanda da bu satırların aksi olsun diye umut etme zamanı…

Kardeş Türküler konserindeydik biraz önce.  Konser öncesi yol boyu gitmekten/gidebilmekten konuştuk. Her şeyi bırakıp gitmek mümkün müdür? Ya da her şey dediğimiz ne? Kurulu düzenimiz? Kime neye göre sorumluluğumuz.

Sonra konser başladı. Çeşm-i Siyahım…Feryal Öney’in dilinden kadim bir ağıtmışçasına döküldü dizeler.  Feryal Öney “yar beni bıraktın elin diline” dedi, benim gözlerimden bir damla yaş indi. Ben bile bilemedim kime neye…

Her şarkıyla ayrı bir yumruk oturdu yüreğime. Her şarkıda ayrı bir utandım bölünmelerden.  Canım yandı. Yeşim’in sözüdür, ruhunu ve bedenini neden bu kadar yoruyorsun ey kadın der bana bazen. Yormadan yapamam. Bir daha anladım. Aslında anlamadım. Hep biliyorum çünkü vazgeçemiyorum. Bilinçsiz, iradenin de pek işleyemediği bir durum bu.

Derken Ara Dinkjiyan çıktı. Nefesim kesilerek dinledim onun o uzun monologunu… Laf atmalarına güldüm, sesinin tınısındaki hüzünde nefessiz kaldım. Sonra ara verdi konser. Emre, “en umutsuz olduğum anda ben de bunu düşünüyorum, her gün yeni bir çocuk doğuyor” dedi. Gülümsedim. Öyle mutlu oldum ki. Böyle dostlarım olduğu için nasıl da mutlu hissettim kendimi. Bencilce.   Kardeş Türküler konserini aynı dili konuşabildiğim biriyle dinlemek, bir dostun yanı başımda olması, hüzünlenişimi anlaması çok önemliydi çünkü benim için.

İkinci yarısında ise Sezen Aksu bambaşka diyarlara sürükledi herkesi. Mevlana’nın Yeniliğe Doğru şarkısıyla başladı ikinci yarı. Sağ elimi sol omzuma koydum. “Ah minel aşk” diye mırıldandım. Efendim dedi Emre, “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım dedim” Hatta sonra bunu Twitter’a da yazdım.  Kutlama şarkısında bir anda tempo tutmaya başladım. Sanırsınız bir Ege kıyısındayım. İda’da değil,  mesela baharı karşılarken Bodrum’da yürüyorum ya da Foça’da bir öğle vakti rakıyla demleniyoruz… Yer gök ve yürek çiçek açtı sanki. Kirazlar olmadan tez vakitte…

İşte bunlar ve daha niceleri… Yazmak istedim. Yazmasam olmazdı. Böylesi şarkılar benim içimde eksik kalırdı. Kendi kelimelerimle kendimce tamamlamak istedim geceyi.

Konser güzeldi. Çok güzeldi.  Bir olduğunu hissetmek, buna inanmak, aidiyetin genlerle değil düşüncelerle yürekle olduğunun bir daha farkına varmak…

Güzeldi. Bir anlığına da olsa “her şeyi yok eden” bu dünyadan uzaklaşmak. Yarın işe gidince yine ölümlerle karşılaşacağını düşünmemek, çatışmanın baskın geldiği zamanlara dair korkuları bir anlığına bırakıvermek. Güzeldi. Çok güzeldi.

Max Frisch demiş ya “Kendine bir kimlik çizmemelisin”. Kimlik bir dile, bir ulusa herhangi bir şeye ait olmak değil benim için. Kimlik bütün olmak… O yüzden biraz da yüreği ortaya koymak.

O yüzden “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder