Sayfalar

16 Ekim 2011 Pazar

Garip özellikleri var insanoğlunun...


İnsanoğlu çok garip. Ya da ben. Bilmiyorum bu sadece bana özgü bir özellik mi? Bazen öyle bir an geliyor ki, tüm hissettiklerim düşündüklerim içinde sevmek ya da sevmemek, nefret ya da dostluk olan bütün hisler nötr hale geliyor. Bomboş bir boşluk.  Duşta bir saçını yıkama süresi içinde varlığa dair her şeyin yitip gitmesi gibi…

Manasızlaşmak. Sanırım bu kelime tam olarak tarif ediyor durumu. Karşındakinin umurunda olsun olmasın bence bir insana verilebilecek en kötü cezalardan biri bu. Ve ben bunu istemsizce yapıyorum. Oluveriyor. Bazen. Çok değil ama bazen. Ekseri gerçekten kırıldığımda. Yazık… Ama o an o kişiyi kaybettiğime dahi üzülemiyorum. O garip boşluk hüzünlendiriyor sadece. Bunun geri dönüşü var mı bilmiyorum. Sanırım yok.

Ama gerçekten garip… Yeni evimde o çok sevdiğim pencere kenarında yağmuru dinlerken bunu düşündüm az önce. Ezginin Günlüğü’nün bir şarkısının dizesi geldi aklıma sonra. “Eğitimli günahkârlarız biz ağlarız halimize oluruz tertemiz.”

Bildiğin garip bir özellik. Anıların silinmesi değil, yaşanılanların değil. Ama hissedilenlerin. İyi ve kötü. Tekmili birden.

Ama insan yüreğini silip geçtikçe temizlenmiyor her şey. İstemsizce kirleniyoruz günden güne. Öyle beyaz bir kirlilik ki bu en başından olabildiğine manasız. Manasız olduğu için yazık… İşte bunun vicdan azabını silemiyorsun. Yanlış insanlara haddinden fazla değer vermenin mide bulantısını.

Çünkü bazen çıktığı da olur trenin raydan, gidenin yoldan… Kitaplar yetmez, yetişmez olur anlamaz derdini boş sokaklar… Kaderin efendisi kölesi de sensin. Denir ya madalyonun iki yüzü var…

Severim bu şarkıyı. Eski bir diziden eski bir melodi. Öyle bir şey işte.

Hayat. Gitmek. Vazgeçmek. Cesaret etmek ya da etmemek.  Boşluk. Falan filan. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder