Kosturmaca icinde bazen yazmak feda ediliyor. Ama eger gonlunun bir kismi sonsuzluga uzanir bir duzlemde yazmaya bagliysa, bir voodoo buyusune kurban gitmiscesine ruhuna igneler bativeriyor.
Yazman gerek cunku. Herkesten once kendine anlatman. Yazarken, mesela yasadiklarini yazarken umulmadik anlarda kaybolman…
Yazmak ve ozgurluk. Eger hayatinda vazgecemedigin seyleri sirala deseler bunlar geliyor aklima ilk anda…
Yazamadigim anlarda huzursuzlaniyorum. Hatta bildigin huysuz biri oluyorum. Bu huysuzluk ve huzursuzluk hali ozgurlugumun kisitlanmaya calisildigini hissettigim anlarda da ortaya cikiyor…
Her seyin fazlasi zarar derler ya bendeki bu iki tutkunun ( ya da yasam ozelligi mi demeliyim?) fazlasi zarar mi onu da bilmiyorum.
Afrika bana bir kez daha ne kadar cok bilmedigim sey oldugunu hatirlatti ve bazen insanin kendine dair `bildiklerini` unutabilecegini ve yeniden hatirlayabilecegini de gosterdi. Ama bugunku konumuz bambaska aslinda: Sabir.
*
Benim gibi zaman zaman fevri olabilen bir insan bazen `sabir` ile telkin edilebiliyor. Giderek sakinlesme bir surec. Sanirim bu yasadigin insanlarin bambaska olduklarini kabul etmekle birlikte basliyor. Ama bunyede biraz da inat varsa her an ulser hastasi olabilirsiniz. Yani ozellikle hayatin yavas akmasina alismis toplumlarin oldugu mekanlara gitmeden kendinize ait bazi temel ozellikleri iyi bilmeniz siddetle tavsiye olunur.
Ilginc olaylar yasiyorum. `Aptal` yerine koyulmaya calisilmadikca gulup gecmeye de alistim ustelik, ( Bu farkli, yabanca yani `franji`oldugun icin yoneltilen davranis bicimleri ise zaten ayri bir yazi konusu)
Gecen hafta oturma iznimi almak icin butun enerjimi toplayip Gocmen Burosuna gittim mesela. Once bir kagit dolduruyorsun. Elinde belgeler ama bu yetmiyor. Uzun bir sira beklemen gerekiyor. Bir oda boyu dizilen plastik sandalyelerde oturuyorsun ve dakikada bir sira ilerledikce o sandalyeler boyu ilerleyip oturman gerekiyor. Arada kacip fotokopi cektirme kisimlarina deginmiyorum bile…Derken bir anda ogle arasi geliyor. Zamanindan once kapaniyor buro ve zamanindan sonra aciliyor elbette. Bir kagida donusteki siran yaziliyor. Derken zaman geciliyor. Bir izdiham buroya girmeye calisanlari da atlatip biraz daha bekledikten sonra cilen bitecek zannediyorsun ama bu sadece baslangic. Hele bir de gazeteciysen gercekten baslangic. Yaklasik 19 oda gezdikten aralarda manasizca bekledikten sonra ve yine aralarda yolun basladigin odaya en az 3 kez dustukten sonra fotograf ve odeme asamasi geliyor. Burada yine sira bekliyorsun. Tabi arada o gun ise gelmeyen insanlar yuzunden onun gorevini yerine getirmekle yukumlu ve yukumlulukleri 3’e bolunmus oda safhalarini da gecmen gerekiyor. En onemli seylerden biri de surekli gulumsemen. Yoksa oturma iznini alman cok zor. Ve daha bir suru sey. Okurken bile yoruldunuz degil mi hele bir de yasamayi dusunun…
Ya da bir baska ornek. Fotograf cektirmen gerek. Fotografciya acelenin oldugun soyluyorsun. Sana 5 kez `esi` yani tamam diyor. Eyvah diyorsun `esi` dediya kesin bir sorun cikacak. Fotografin 3 kez yamuk cekiliyor o sirada patlayan flaslar gozlerini yasartiyor. Ama acelen var ya adam senden sonra da sadece 2 kisiyi alarak `sureci hizlandiriyor` Tamam diyorsun sabrediyorsun. Derken aa fotografcinin baski makinesi yok bu arada bir kez da bilgisayari kilitleniyor zaten. Bir calisanini baska bir yere baskiya gonderiyor. Bir on dakika daha bekliyorsun. Derken kiz geliyor ama o da ne `cok sira vardi` diyor. Bekleyeyim mi diye sormak icin telefon acmamis geri gelmis. Sonra kiz baska bir baski ofisine gidiyor… Evet, buralarda hayat insana gercekten sabirli olmayi ogretiyor.
Ama yine de Afrika guzel. Bambaska deneyimler yasamak da… `This is Africa` diye bir deyim var zaten. Yasadikca anlayabilecegin.
*
Kendini tanirken insanlari da taniyorsun. Bu tanima yeniden kesfetme ve alisma sancili bir surec. Kimi zaman keyifli ama arada memlekete 2-3 gun kacarsan adaptasyon surecinin tekrar baslamasi bunyeyi yoruyor. Yalana ne hacet!
Ben de gecen hafta sonu Istanbul’daydim. Istanbulumda…Arada Ankara ve Bursa’ya da gitmem gerekiyordu ya birakamadim kalbimin bir yarisinin daima ait olacagi o sehri. Uzun uzun soludum havasini ve havasinin altinda yasayan sevdiklerimi…
Bir ayin ardindan Istanbul’a gitmek benim icin onemliydi. Emin olmam gerekiyordu. Gercekten gitmeyi secerek dogru mu yaptim, bazi hissettiklerim mesafe ile mi alakali yoksa hayat degisirken ben ve hissettiklerim de degisiyor mu diye. Elbette her zamanki ben olarak sorularima kesin bir yanit alamadim. Ama artik `gitmenin` bana ne iyi geldigini biliyorum bir yanim surekli ozlese de. Gitmeseydim `rutin` icinde bogulacagimi da…
Istanbul keyif verdigi kadar bazi anlarda da huzun verdi. Onca sevdigim sehrin ruha garip bir huzun verdigini fark ettim bu sefer. Addis’e geri donerken o yuzden henuz Istanbul’a geri donmek icin cok erken diye mirildandim kendi kendime…
Daha donmenin zamani gelmedi. Ne yazik ki ve ne iyi ki…
Garip bir sekilde o en sevdigim kentte Afrika’yi da ozledim. Ben boyleyim iste. Bunu artik kabullendim. Sanirim yasadikca yuregin bir yani `ozlemeye` devam edecek ama iste o `diger yani` yuregin dizginlenemeyen yani bundan 3 yil once birinin dedigi gibi `henuz yasamaya doymadi`
*
Oyle anlar var ki yasamasam olmaz cunku… Bir an geliyor hayal ettigimce bir absurtlugun icinde doyasiya keyif aliyorum.
Alaaddin diye bir Ermeni lokantasina gittik Istanbul donusu. Menude bir yanda Ermeni bir yanda Turk bir yanda Ortadogu yemekleri… Saatin biraz da gec olmasindan bostu masalarin cogu ve sahnede eski bir orgda belki 70 yasindaki yari Etiyopyali yari Lubnanli Jimmy 50’lerin Amerikan sarkilarini soyledi bize. Gulumsedim uzun uzun ve derken gunu bir Turk diplomatin evinde yillar boyu ozenle hazirlanmis Turku sozlerinin oldugu bir deftere bakarken Karadir Kaslarin dinleyerek bitirdim. Afrika’nin dogusunda bir kentin gece yarisinda.
Bambaska anlar insanlarin bir araya geldigi bir dunya… Iste bu yuzden seviyorum biraz da Afrika’da yasamayi. Cunku Afrika biraz ben, ben biraz Afrika…
*
Ustelik hayatimda tanimasam olmaz insanlar taniyorum buralarda. Yasamasam olmaz anlar gibi… Adapte olurken bir ulkede bir garip Gozde’nin yasami de yeni gerceklere alismaya calisiyor. Ilk gelisin heyecaninin ardindan ve arada baska nice heyecanlarla sarmalanarak bir hayat kuruyorum gunden gune…
Dusunerek. Yasayarak. Alisarak. Hayalimdekine yaklasmaya calisan haberler yaparak…
Sonra gecenin bir yarisi nice uyku da olsa `Aman tanrim iste bilgisayarim ve ben ve muzik en guzelinden de serinleyen bir hava hadi artik bir seyler yazmaliyim diyerek.` Bahcenin otesinde geceyle bir basina kalmis bambu sallanan koltuga bakip yarin bir firsat bulup cay esligi su bahcemde bir seyler okumaliyim diyerek. Ve elbet severek. Giderek daha cok severek…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder