Sevdigin sarkilari defalarca ust uste dinlemek iyi bir sey midir azizim? Ben yaklasik 15. kez Eleni Karaindrou’nun o muhtesem bestesi ve elbet o muhtesem filmin muzigi `Eternity and a Day’i dinliyorum da…
Yine yollari dusunuyorum ama en cok Istanbul’da karli bir gun soguktan donarak Beyoglu’nda yuruyusumuzu… Universiteyi yeni kazanmisim, Berfu diye cok yakin bir arkadasim var. Bir animiz olsun diye fotograf cektiriyoruz once sonra St. Antuan’da dilek tutuyoruz… O dilekler oldu mu bilmem. Sanirim benim dilegim oldu ya, insanin bazi istedikleri olunca aslinda baska seyler istedigini de fark edebiliyor. O yuzden dilek tutarken dikkatli olmak gerek.
*
Eger omrunuzun nasil gectigini anlamadiginiz bir haftasi deseler herhalde gectigimiz hafta il 10’a girer. Afrika Birligi Zirvesi canimi cikardi ama bir o kadar da keyifliydi. Bu kitayi her gun biraz daha anliyorum. Sevdigim ve sevmedigim yanlariyla…
Kendini begendirme ugrasi en ust kademede bile ortaya cikiyor. Burada da goruyorum bunu tekrar ve tekrar. Yoksa koskoca Afrika Birligi Komisyon Baskani Jean Ping, Cin’in 300 milyon dolar vererek yaptirdigi ve Afrika Birligi’ne hediye ettigi yeni binanin acilis toreninde `Cin anlasmadi olmadigi halde mobilyalari da verdi ustelik bahcemize cicek de aldilar` desin ki...
Tabi cicek demisken aklima geldi. Afrika’nin absurdlukleri elbette pesimi birakmiyor. Soyle ki, onca kosturmacali bir gunun sonunda bir dus insani inanin asik olmaktan bile daha cok mutlu ediyor. Iste cuma gunu ben de o haldeydim. Zirve nedeniyle asiri su kullanimi olacagi ve sularin debisinin azalabilecegi hatta kesilebilecegi belirtilmisti ya evin hemen disinda su tanki var icim rahat. Ancak o yogun cuma gununun ardindan ne goreyim: `Su Akmiyor!` ve tank bombos… Bizim sevgili bahcivanimiz Asrad’a `cimleri her hafta bir kez sula` dedim ya gitmis tanktaki suyun tamamiyla cimleri sulamis. E neden diye sordum, `sen cimleri sula dedin ve ben de insiyatif kullandim tanki kullandim` diyiverdi. Artik o kadar alismisim ki kizamadim. Sadece guldum ve 2 gun susuz kaldim… Gerci benim yasadigim yine normal bir versiyon. Burada soylenildigi icin yagmur mevsiminde semsiye altinda cim sulayanlar da varmis. Basima susuzluk gelince hemen herkesin benzer anilarini ogrendim…
Yine de siz Afrika iste deyip gecmeyin derim.
Evet, Afrika az gelismis, gariplikleri var ve cogu Turkiyeli unutulmus bir kita olarak kendi gucuyle ovunuyor. Ancak acin bir yeni basin ozgurlugu raporlarina bakin diyorum ben de… Basin Ozgurlugu’unde Kongo ve Cad ile ayni siralardayiz. Gelismislik ne yazik ki GDP’mizle olmuyor azizim. Ustelik onca `gelismislik` laflarimiza inat 100 gazeteci tutukluyken, parlak ve aydinlik Turkiye sadece ` Ben hayatimda asla yalan soylemedim` lafi kadar manasiz bir cumle gibi geliyor bana…
Bu arada garip gelen bir husus daha var elbette. Ece Temelkuran'i sevenler ve sevmeyenler olarak yeni cemaatler yaratma cabasi. Neymis Guardian'daki yazisinda kendinden bahsetmis. Soylemem gerek, bu noktada insanlarin ona laf soylemesinde kendilerinin Guardian'da yazilarinin olmamasindan duyduklari rahatsizlik ve Ece Temelkuran nasil oldu da bu yasinda unlu oldu, aa isten atildi ama bakin hala yaziyor kaygisi yatiyor bence. Ana dilinde yazamadigi icin icinin acidigini soyleyen bir insanin, bir meslektasin basina gelenlere sevinme tatmini ilginc bir nokta. Aslinda basin camiasinda her gun gorulen o `kucuk kiskancliklarin`, daha buyuk olcekte bir yansimasi bence. E tabi biraz da hepimizin icinde herhalde bir miktar `vurun kahpeye` sendromu yatiyor... Yoksa Ahmet SIK ve Nedim SENER'den, Turkiye'nin Tutsak Basin haleti ruhiyesinden butun uluslararasi yayin organlarinda bahsedilmesini desteklemek gerekirken, Ozgur Basin yuruyuslerinin eksiksiz neferlerinin bu tavirlarini anlamak mumkun degil. Kaldi ki Guardian'da Opinion yazilarini yillardir okuyan biri olarak onerim insanlarin elestiri yapmadan once en azindan biraz arastirmasi. Inanin Guardian'a bakinca opinion yazarlarinin hemen hepsinin kendinden yola cikarak bir durum anlatan yazilarina rastlayacaksiniz. Ama siz bunu zaten biliyordunuz degil mi?
*
Bu arada meshur oldu ya `basima bir sey gelmeyecekse` cumlesi... Ben de soyleyeyim bari. `Basima bir sey gelmeyecekse` burada en ykain arkadaslarimdan biri Fransiz... Hatta zirve boyunca bir basima oradan oraya kostururken hemen herkesten cok yardim etti bana. Biz insanlarla sacma meclislerden gecen manasiz tasarilar yuzunden iliski kesmiyoruz. Ve bu noktada garip olanin ben oldugunu da hic dusunmuyorum. Ustelik tanistigim Fransizlarin `Merhaba, Paris'ten geldim ama sunu soylemeliyim ki ben tasariya karsiyim` demesi de sacma. Ne zaman yasalara gore insan iliskilerini belirler olduk?
Sadece ulkem icin soylemiyorum bunu ama dunya olarak nereye gidiyoruz yahu bizler... Aklima Ehrenburg'un Paris Duserken romani geliyor once...Anlattigi o essiz insan tipleri. 1945'ten 2012'ye insan degismiyor azizim ama korkunc zihniyetlerin giderek baskin hale gelmesi beni gercekten cok korkutuyor. Umdugumdan daha cok korkutuyor...
Belki de cok kisinin bilmedigi Adrianne Rich diye bir sair vardir ve onun `Gocmen adaylarina dikkat!` diye bir siiri... Tam bu noktada onun dizeleri cinliyor kulaklarimda:
Kapinin kendisi
Hic bir konuda soz vermiyor
Kapi, sadece kapi iste...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder