Sayfalar

23 Ocak 2012 Pazartesi

Gulbeseker'i sevmek...


Biraz once, hic beklemezken Addis Ababa’da bir yaz yagmuru basladi ki sormayin. Telefondaydim hemen kapattim. Yagmurun sesiyle  Leonard Cohen’in sesi birbirine karissin diye kendimi biraktim…
Ben bu yagmuru cok sevdim.  Gulbesekeri sever gibi…
Siz Gulbeseker’I bilir misiniz? Hani Calikusu’unda Feride Kamran’a soyler. Ben Calikusu’unu okudugumda ilkokul 3’e gidiyordum. Annem pazar alisverisi yaparken bir kirtasiyeden almisti. Gununde bitirmistim. O zamandan beri yankilaniyor kimi zaman bu cumle kulaklarimda.
`Ben Gulbesekeri cok sevdim.`

`Ben Gulbesekeri cok sevdim`
Feride yillar sonra Kamran’la karsilasir. Yillar gecmistir ya  Feride onu hala affedememistir. Yine de sever iste. O kadar sever ki Kamran’dan da onu sevdigini duymak ister. Bana seni seviyorum de diyemez elbette. Yaptigi tatli uzerinden sorar. Bir zamanlar sevmedigi birilerinin ona taktigi Gulbeseker adini.

Nereden aklima geldiyse…

Ben de bir kez birine dedirtmeye calismistim. `Ben Gulbesekeri cok sevdim` diye. Ne garip simdi verdigi yaniti hatirlamiyorum. Zaman cok sey ogretiyor azizim… Ne yazik ki her seyin gececegini de. Ve disarida yaz yagmuru dindikten sonra acik pencereden Afrika’nin ruzgari saclarima degiyor.

*
Yagmur hele de ani bastiran yagmur nedense hep anilari getirir akla… Oysa pencerenin onunden Jabo, anilari birak bak giderek artik buralara da aidiyetini birakiyorsun der gibi bakiyor bana…
Gece vakti neredeyse aynaya donusen camdaki yansimam da bakiyor simdi bana. Tam paralelinde hayal ettigimce duran sallanan koltuk da bakiyor. Gun dogsun bu sefer hangi kitabi okuyacaksin diyor sanki…
Yansimam bana bakiyor, ben yansimama bakiyorum. Saclarim uzadi ve tipki lisedeki gibi dalga dalgalar yine… Ama iste o yillar oncesinin cocuklugu yok ki elmacik kemiklerimde. Ustelik olsunlar da istemiyorum. Ben bu sefer camdaki yansimami seviyorum. Cohen o en guzel sesiyle mirildanmaya devam ediyor, cayimdan bir yudum aliyorum.

*
Onca zamanin ardindan yeniden bir seyler yaziyorum bu aralar. Anlik gelen huysuzluklarimin en buyuk sebebi… Bir karakteri tanimak yoruyor insani. O karakteri yaratirken aslinda o kendini yaratiyor ya, sana dikte ediyor ya nasil olmasi gerektigini hosuna gitse de gitmese de yaziyorsun. Yazarken onun anilari olusuyor bir bir, zaman zaman senin yasanmisliklarina ya da en azindan hayal ettiklerinle karisiyor.
Derken cumlelerin tukendigi, uykunun geldigi noktada sazi eline yine Cemal Sureya aliyor. Biri haric butun asklarinin ortak sairi. Rastgele bir sayfa aciyorsun, mesela ` Ama yalniz ikimizin sozcukleri sarmas dolas` diyor sana.
Bu arada yine Nijerya’da birileri oluyor, Fransa senatosu Ermeni soykirimini kabul etmeye giderek daha cok yaklasiyor, Libya’da catismalar sanki yeniden basliyor.
Oysa Cemal Sureya, butun bu karmasanin , giderek sacmalasan dunyanin ortasinda her seyi ne de guzel iki kisiye indirebiliyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder