Jose Saramago, ölmeden önce tamamladığı son kitabı Kabil’de tanrıyı ve tanrıya olan inancı kutsal kitaplardaki öyküler üzerinden tekrar ele alıyor. Belki de kitabın anlatmak istediğini de yine kitabın içinden bir cümle veriyor. “ İnsanların tarihi, tanrı’yla anlaşmazlıklarının tarihidir; o bizi anlamaz biz de onu anlamayız.”
Saramago, Kabil kardeşini öldürdü ama ya bütün bunların olmasını “iradesiyle” sağlayan tanrı suçsuz mu diye soruyor. Herhangi bir dini değil ama kutsal addedilen tüm dinlerdeki “inanma” ve “adanmışlık” olgusunu “ilk katil” hatta “ilk kardeş katilli” olarak bilinen Kabil’in yolculukları sırasında sorguluyor. Dinler tarihinin neredeyse bütün ünlü simaları sürgün ve günahkâr Kabil’in yolculuğunda karşısında çıkıyor o ise bir “kurban” olduğu nitelenircesine alnındaki elbette “kara” leke ile yürümeye devam ediyor.
Kitaba “tanrı adıyla da bilinen efendi” kelimeleriyle başlıyor ve zamanın içinde alnındaki lekeyle yürüyen Kabil’in eski ahitin önemli kişilikleriyle karşılaşmasına şahit oluyoruz. Kabil’in bu yolculuklarına melekler, peygamberler ve yok edilen şehirler eşlik ediyor. Saramago, ilk günahkârın yürüdüğü o uzun yol boyunca tanrıyı, iradeyi ve elbette masumiyeti sorguluyor.
Kitapta dinlerin “üstün niteliklerle kutsadığı” karakterler birer insan olarak karşımıza çıkıyor, tanrının yaratma ve sınama deneyleri arasında ayakta kalmaya çalışanlara yazarın ironik diliyle tanık olurken Kabil’in şaşkınlığını da öfkesini de satırları okurken hissediyorsunuz.
Örneğin, Sodom kenti günahları ( ya da tercihleri) nedeniyle yok edilirken tanrıyla girilen “masum insan” pazarlığı elbette yok oluşu önlemiyor ve yazar eğer “güçlü olan” bir ders vermek isterse çocuklar gibi masum olanların da yok oluşunun sadece bir “savaş zayiatından” öteye gidemeyeceğini anlatıyor.
Aynı sorgulama oğlunu kurban etmeyi göze alarak her yıl milyonlarca hayvanın kurban edildiği “bayramı” başlatan İbrahim’in yaşadıklarında da ortaya çıkıyor. “Bir babaya oğlunu öldürmesini emreden bu efendi hangi efendidir?” . Bu cümleyi Kabil oğlunu tanrıya inancını kanıtlamak için kurban edecek İbrahim’e soruyor. İbrahim ve kurban edeceği oğlu arasındaki konuşma ise romanın adeta özeti niteliğinde: “ Efendi için hiçbir şey imkânsız değildir, Bir hata ya da suç bile mi, diye sordu ishak, Özellikle hata ve suç.”
Kişilerin inanç uğruna adanmışlıkları da elbette kitapta kendine yer ediniyor. İnanmanın temelinde güven mi yoksa korku mu var sorusu da: “ Eğer efendi kendisine inanan kişilere güvenmiyorsa, bu durumda bu kişiler neden efendi’ye inanmalı, anlayamıyorum.” diyor Kabil; Nuh’un, Eyüb’ün ve daha birçoklarının yaşadıklarında…
Kabil, soran ve sorgulayan bir kitap. Kabul edilenin “sorgulandığı”, “kısmen”in irdelendiği bir eser. Çünkü “Belki, ama bu farklılık kısmen’dedir ve o da önemli bir farklılıktır.” Kabil, hiçbir şeyin anlatıldığı/kabullenildiği gibi olmayacağını düşünenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olarak raflarda yerini alıyor.
Zamanlar arası geçişler kimi zaman okuyucuyu yorsa ve Eski Ahit’teki öykülerin okuyucu tarafından biraz da olsa bilinmesini gerektirse de Kabil mutlaka okunmalı.
Kabil – Jose Saramago
Kırmızı Kedi Yayınları
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder