Tanzanya dönüşü
herkese şunu söyledim: Doğası bu kadar güzel bir yerin ardından Etiyopya iyice
çekilmeyecek. Gerçekten bazen, bazen değil periyodik olarak Etiyopya’nın
yaşamaya değer olup olmadığını soruyorum kendime. Birhan Keskin’in o muhteşem
dizesi geliyor aklıma: “Bir hayal uğrunadır çektiğim dünya ağrısı”
Tanzanya’da en
çok yapmak istediğim şeylerden ikisini yaptığımı söylemiştim. Ancak bunlardan
önce Zanzibar’da akşam üstü feribotunu kaçırarak, gece feribotuna binme maceram
yer alıyor elbette. “Gece Feribotu” dediğime bakmayın artık mültecilerin o okyanusları
aşarken yaşadıklarını çok daha iyi biliyorum.
Şöyle düşünün 2
saatlik yolu güvenlik kaygıları yüzünden 9 saatte giden bir deniz aracıydı
bindiğim. 200 kapasitesine 500 kişinin bindiği türden. İşte o nedenle zaten 9’da
kalkacak feribota 7’de bindik ki yer bulalım. İki saat beklemenin ardından
yolculuk başladı. Bir anda 30 yıl öncesi… Dondurma ve çekirdek ve hatta etli
yiyecek yiyen Afrikalıların tahta oturma yerlerinde sıkış tepiş oturmasının
ardından yerlere olduğu gibi uzanmasıyla birlikte ömrümde ilk kez “acaba bende
astım mı var nefes alamıyorum” diye düşünmeye başladım. Neyse gece güvertede şalımın üzerinde oturarak
geçti. Zordu ama Hint okyanusunun ortasında gökyüzündeki milyonlarca yıldızı izlemek de paha biçilemezdi. Zaten
Afrika böyle bir yer, aynı anda size cennet ve cehennemi yaşatıyor. Belki de en
çok o yüzden yaşanması gereken bir deneyim…
Sabah günün
ağarmasıyla birlikte Dar Es Selam’a yanaştık ve ardından yola koyulduk ve Gözde’nin
safari macerası başladı.
Safari’yi
anlatabilir miyim bilmiyorum. Onca hayal ettiğimden de güzeldi her şey. Olay
aslanları, filleri ya da zürafaları görmek değildi, elbet onlar da güzeldi ama
en güzel olan savanların ortasında vahşi hayvanların kendi dengelerini gördükçe
yaşadığını hissetmekti…
![]() |
| Baobop Ağacı |
Tabi bir de
baobop ağacına sarılmak. Küçük Prensi anımsamak. Bir fili yutan boa
yılanlarıyla birlikte…
Bu arada
belirtmekte yarar var, Tanzanya’nın vahşi doğası kadar biraları da meşhur. Bira
isimleri de ise yine doğa ile özdeşlemiş. Ben en çok Kilimanjaro birasını
sevdim. Bir savanda, yanımda bolca Kilimanjaro birası Hemingway’den “Afrika’nın
Yeşil Tepeleri”ni okurken, belki de ilk kez Hemingway’in anlattıklarını anladım
ve Afrika’ya olan sevgisini…
Daha yazacak çok
şey var, yaşanacak da. Tıpkı Afrika’mda gidecek çok yol olduğu gibi, ben bir
çoğunu gidemeyecek olsam da…






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder