Hayatta yapmak istediğim şeyler listesinden iki maddeyi daha çıkarabilirim, biri baobob ağacına sarılıp Küçük Prens’i anmak ve diğeri de Hemingway’in izinde Afrika’nın yeniş tepelerinde dolaşmak… Ama tabi önce yolun ilk kısmı Zanzibar adası anlatılacak.
![]() |
| Zanzibar |
Yine bir yoldan medet umdum, kısa da olsa bir hayalimi gerçekleştirmek ve yollar boyu düşünmek istedim. Bir kez daha…
Yollar önemlidir benim için. O kadar önemlidir ki çok yinelerim bunu. Zaten iki şeyi çok yinelerim, benim için çok önemli olanları ve kendimi inandırmak istediklerimi.
Bir başıma gittim yine bir yola. “Aman gitme” çağrılarına kulak tıkayarak, kapıları ve kalbimi yerden yere çarparak…
![]() |
| Zanzibar'a gider iken... |
Addis’in yağmurlarının ardından gecenin bir yarısı Tanzanya sıcağı vurarak başladı bir macera. İki üç saatlik bir uykunun ardından bir vapurun güvertesinde yüzümü çevirdim Hint Okyanusuna. Rüzgara karşı bıraktım kendimi bütün düşüncelerim okyanusa karışıp gitsin. Bıraktım kendimi aklımın karmaşalarını balıklar yesin…
Şimdi elektriğin kesik olduğu bir Etiyopya gecesinde daha çok kısa zaman öncesi nasıl da rüya geliyor. Oysa yine ben oldum o rüyanın içinde. Bir başıma ve özgür, yani Gözde yine yollarda.
![]() |
| Mercury kalbimizde! |
Freddie Mercury’nin onuruna Queen dinleyerek ayak bastım Zanzibar’a. Tabi uluslar arası aşı karnesini unutmuş olma nedeniyle sağlık görevlisiyle haklımışımcasına uzunca bir süre konuştuktan sonra. Afrika’da bir sorunu ancak gülerek halledebilirsiniz, bu sefer de yine gülerek ve sağlık görevlisi kadının yaşından genç gösterdiğini söyleyerek geçebildim Zanzibar kıyılarına…
![]() |
| "Stone Town" |
Derken sokaklarında kayboldum “Stone Town”un, soğuk içecekler eşliğinde eski koloni binalarını izledim uzun uzun, denize karşı yürüdüm ve sonra durdum. Derken “Prison Island”a geçtim takadan bozma bir teknede tek başıma ve kendimi attım okyanusa… Belki e o an buldum ben aslında yanıtı, gitmeyi en az kalmak kadar çok sevdiğimi… Ve sevmediğim şehirlerde yaşamı da kendime zehir ettiğimi…
Sizin de böyle hissettiğiniz olur mu? Bir şehri sevmezseniz o şehrin size giderek çekilmez gelmesi benzeri bir hissi yaşadınız mı? Ben öyle anlarda durmaksızın İstanbul’u özlüyorum işte, sevmediğim yerlerde inadına en sevdiğimin hayali gelip buluyor beni.
Balık marketinde bütün balık türlerini denedim ardından uzun uzun, kardeşe özellikle Freddie Mercury’i hatırlatan bir şeyler aradım, gördüğüm bir resme vurularak taşıyacağım kilometreleri düşünmeden satın aldım. Yollar boyu hayatın sesini dinledim en çok da ve elbet dünyanın en güzel güneşlerinden biri güney yarım kürede alıştığımdan tamamen farklı bir noktadan batarken, gece gündüzün neredeyse eşit olduğu bu arada yıldızların belirmesini izledim tek tek…
Derken gece geldi. Gündüz feribotu kaçıran ben, bindiğim gece feribotunda “mülteci olarak denizlere açılmak neymiş” onu tamamen test ettim. Yanımda Kanada’dan gelmiş genç bir marangozla hayatı konuşarak elbet… Ama bu başka bir öykü, bambaşka bir öykü...
Diyeceksiniz ki peki bu kadar kendini anlattın peki ya o kadar yol tepip gittiğin Zanzibar'da neler yapmalı... Gidenlere ilk tavsiye edeceğim aslında hep tavsiye edilen, "Stone Town"da kaybolun, gerçekten bazı anlar geliyor ki hangi zamanda ve nerede olduğunuzu kavrayamıyorsunuz, burnunuzda baharat kokuları sanki 1800lerde bir İngiliz gemisinde çalışan Hintli doktor gibi hissediyorsunuz kendinizi... Mutlaka balık yiyin derim ben bir de İstakozu masala sosuyla karıştırınca, insan ummuyor ama gerçekten çok güzel bir şey oluyormuş, ve elbet bir barın tepesinden elinizde o binbir çeşit Tanzanya birasından birini içerken - benim tavsiyelerim Safari ve Kilimanjaro biraları- gel giti izleyin... Dünyanın en güzel ve en etkileyici gel gitlerinden birine şahit olacağınıza şüphe yok. Bu yüzme konusudna zaman zaman sıkıntılar yaratsa da izlemesi muhteşem...![]() |
| Evet, en çok da kendinizi merak edin! |
Sonra merak edin, o aşırı dindar kadınların boğulma tehlikesi uğruna nasıl kara çarşafla denize girmeye cesaret edebildiklerini merak edin mesela, ya da Afrikalıların nasıl olup da en yavaş şekilde yaşadıklarını ve bununla gurur duyduklarını ve o muhteşem ahşap oyması kapıların ardında neler yaşandığını... En çok da kendiniz merak edin, hayatta gezip gördükçe hayatın size neler kattığını... Evet, en çok bunu merak edin!
![]() |
| Hakuna Matata, yani Swahili dilinde "sorun yok" |







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder