Sayfalar

18 Haziran 2012 Pazartesi

Geçiş zamanları



Yapılacak ve yazılacak şeylerle dolu günler… Yine bir sokak kahvesinde yazıyorum kendime ayırdığım kendimce zamanlarda. Hani der ya Cemal Süreya: “Kahveler kahveler! / Sizde oturdum sizde kurdum düşlerimi” Çay en güzelinden şimdi üstelik, 8 – 17 çalışan olmaya uyamayan ruhum ve bedenim kendi çalışma temposunda bir şarkı mırıldanıyor şimdi, kahvede çalanla birlikte: “It now or never, tomorrow maybe today…”

Karşıtları barındıran durumları da cümleleri de seviyorum. Ondandır belki şu “huzursuz ruh” tamlamasını da kabullenivermem, kim bilir.

*
Haziranla birlikte o özlediğimiz ama gelince sürekli söylendiğimiz yaz da başladı işte. Rüzgar hayalleri ile birlikte. Allahtan benim yatağın yanındaki pencereden rüzgar geceleri püfür püfür esiyor da bir hamağa uzanamasam bile deniz kıyısı hissiyatımı ayakta tutabiliyorum.

Bir anda bitiveren Afrika macerasının ardından ara sıra özlüyorum kara kıtamı, öte yandan insan bıraktığı hayata da çabucak alışıveriyor, onu da belki de bininci kez deneyimliyorum. Yine de Gözde’nin o “huzursuz ruhu” bu! Sürekli gidilecek yeni yerler arıyor. Anlayacağınız her an yine başka bir yerden de çıkabilirim karşınıza.

Ama yine de gitmekten öte başka durumlar var bu aralar içselleştirmeye çalıştığım. ( Ne desem bilemeyip içselleştirme diyiverdiği). Ait hissetmek…

Bu aidiyet yılların ve yolların ardından düşündürmeye devam ediyor beni. Mesela soruyorum, insan ne zaman karar verir yola iki kişi devam etmeye?

Sanırım bunun belirli bir formülü yok, ya da bana o formüller hiçbir zaman işlemedi. Benim işte karşınızda, en özgürüm dediği an bağlanıveren de bendim her zaman, en aşık olma safhasında kaçıveren de, en yapamaz denildiğinde alışmış görünen, her şey çok güzel görünürken çekip gidiveren.

Bazen yazarken korkutsa bile bu cümleler, ben böyleyim demekten de alamıyor ki kendini şu kemiksiz dilim. Neylersin, ben böyleyim…

 *

Bir de ara ara kendi baktığım blogları paylaşama karar verdim. Geçenler de Twitter sayesinde karşılaştım bu blogla ( www.alacaticadisi.com) Kentten kasabaya bir göç hikayesi...Okurken pek keyiflendim de paylaşayım istedim. Deniz ve Damla'nın maceraları okumaya değer bence... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder