Bugün sırtımı
denize, yüzümü kitaplara çevirip, mavi koltuğumda çay eşliği o bilindik “okuma –
trans” arası hallerimden birini daha gerçekleştirdim. Bu kez elimde daha Afrika’dayken
okumayı kafaya koyduğum Murat Gülsoy’un “Baba Oğul ve Kutsal Roman” kitabı
vardı. Dura dura, kurgu ilerlerken ben de Ahmet Hamdi Tanpınar’ı ana ana okudum
kitabı.
Benim Aşiyan’ımın
değişmezlerinden Tanpınar’ın mezarıyla karşılaştım derken. Fonda Vivaldi çalıyordu. Keman
konçertolarından biri. ( Zaman zaman ritüellerimdendir, bir kitaba gömülecekse
o gün illa ki Vivaldi çalacak günleri)
Defalarca, onca
zamandır artık ezbere bildiğim o sözleri okudum. Anımsadım. Tekrarladım.
“Ne içindeyim
zamanın, ne de büsbütün dışında.”
| Tanpınar'ın Aşiyan'daki mezar taşı |
Ah benim Araf
halim dedim, okuduğum kitapları da sana göre seçiyorum diye mırıldandım kendi
kendime. Komodinin üstündeki oynar aynada duvarın mavili morlu boyasını gördüm,
boyanın önünde kendi ayaklarımı. Gittiği yerlerde ayaklarının fotografını çeken
Yeşim’i anımsadım. Sonra cümleyi bir kez daha tekrar ettim, bu sefer sessizce “araf”
halimi düşündüm.
![]() |
| "Caught in the Middle" |
Kitabı bıraktım
bir an, çayımdan bir yudum aldım. Sanki acelem varmışçasına telefonda sevgiliyi
aradım. Nefes nefese bir cümle var biliyor musun diye başladım söze. Derken
kendime getirdim konuyu. Neden bir yanım sürekli yollarda bir yanım yerleşmek
istiyor diye sordum. O daha cevap vermeden devam ettim konuşmaya. Mesela bir
yanım onca kitabı sana okuyup tartışabiliyor, Adorno’dan başlayıp Virginia
Woolf’un Orlando’sundan çıkan cümleler kurabiliyorum derken bunları bir yana
bırakıp onu takip eden 10 dakika içinde internetten Muhteşem Yüzyıl izleyip
domestik yanımı sonuna kadar yaşayabiliyorum. Sen böylesin dedi, sanırım seninle de benim
gibi uçları aynı anda yaşıyorsun diye beraberim diye cevap verdim. ( Tabi bu
özeti, bazı anlar bir telefonda konuşma canavarı kesildiğimi de itiraflarımın
bir köşesine sıkıştırmalıyım sanırım)
Gerçekten de
böyle, bir yanım İstanbul’un eski tango ezgilerinde dolaşırken bir yanım Ege’de
bir salıncakta olmak istiyor, bir yanım ortaya çıkıp hadi Afrika’da özgürlüğün
son noktasını yaşayalım diyor ama diğer yanım annemle birlikte Bursa’da tavşan
kanı bir çay içip dedikodu yapmak istiyor.
Zor bir ruh hali
bu. “Keşke” çok olmasa da hayatımda “ya” sorusu beynimin içinde cirit atıyor.
Derken kimin söylediğini tam hatırlayamadığım bir cümle midemin ortasına
oturuyor. “Her tercihi kişi kendi yapmıştır, bir şeye zorlanmak diye bir şey
yok.”
Öyle gerçekten
de, kendimiz yapıyoruz sonuçta tercihleri.
O “ya” kısmını bazen görmezden geliyoruz, bazen inadına ilerliyoruz,
bazen mücadele etmekten yoruluyoruz, bazen inada bindiriyoruz her şeyi. Yine de
“ya”lar ortaya çıkıyor zamanla. Öğrendikçe, yaşadıkça, küllendikçe ve küllendirdikçe…
Derken yine
Tanpınar’ın o cümlesine çıkıyor belki de her şey. En azından benim hayatımda.
Akşam oluyor, rüzgar esiyor ve ben mırıldanıyorum. “Ne içindeyim zamanın, ne de
büsbütün dışında.”
![]() |
| Dilemma me babe! |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder