Sayfalar

3 Temmuz 2012 Salı

İlla "olmak" mı gerekiyor yani?



Edip Cansever’in Tragedyaları’ndan bir alıntı düşmüşüm eski defterlerden birine.

“Olmıyan insanlarız. Üstelik olmamaya/Tanığız, kararlıyız.”

Düşündüm. Kim bilir ne zaman önce yazmışım. Buraya yazılamayacak bir zamanda demek ki elim gitmiyor. Belki on dakika önce belki on yıl, belki de arada bir yerde.

Vardır böyle notlarım benim. Zaten onları defterlerin arasında bir zaman bulup anımsamak için yerleştirmemiş miydim?

Garip zaman tanıklıklarını yaşıyoruz. Yaşıyorum. Hem kendi hayatımda, hem çevremde.

Ya da büyüme safhasının ardından giderek daha çok “büyük” olarak anılmaya başlayınca bunu daha iyi anlıyorum.

Biz “olmiyan” insanlar, olmaya çalışıyoruz bir yandan “olmamaya” direnirken.

Mesela şu bizim sahaf İbrahim, Bursa’da ufacık bir sahaf yılladır. Oda kadar adını “Oda” koyduğu sahafında yıllardır bir Kafka karakteri gibi yaşıyor. Geçenlerde konuştuk, “nereye kadar” diye sordum.  Başka bir şey olmak istemedim diye cevapladı beni. Kaç yıl oldu onu tanıyalı, kim ne derse desin “olmak” istemiyor işte. Kendini “olmuş” olarak tanımlamak yerine kendi olmayı tercih ediyor.

Kolay mı bu? Hiç değil. Bilerek bilmeyerek öyle çok beklentiyle yükleniyoruz ki. Üstelik biz de başkalarına beklentiler yüklüyoruz an be an.

“Bence senin başarılı olmaman imkansız” cümlesi bile bir beklenti. Geçenlerde öğrencilere yapılmış bir anketi inceledim. En çok üzüldükleri, içlerine kapandıkları cümlelerden biri: “Sen bunu nasıl yapamazsın!”

Olmamak hiç kolay değil. 10 yaşında da, 25 yaşında da ve büyük ihtimalle 80’ine gelince de. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder