Edip Cansever’in
Tragedyaları’ndan bir alıntı düşmüşüm eski defterlerden birine.
“Olmıyan
insanlarız. Üstelik olmamaya/Tanığız, kararlıyız.”
Düşündüm. Kim
bilir ne zaman önce yazmışım. Buraya yazılamayacak bir zamanda demek ki elim
gitmiyor. Belki on dakika önce belki on yıl, belki de arada bir yerde.
Vardır böyle
notlarım benim. Zaten onları defterlerin arasında bir zaman bulup anımsamak
için yerleştirmemiş miydim?
Garip zaman
tanıklıklarını yaşıyoruz. Yaşıyorum. Hem kendi hayatımda, hem çevremde.
Ya da büyüme
safhasının ardından giderek daha çok “büyük” olarak anılmaya başlayınca bunu
daha iyi anlıyorum.
Biz “olmiyan”
insanlar, olmaya çalışıyoruz bir yandan “olmamaya” direnirken.
Mesela şu bizim
sahaf İbrahim, Bursa’da ufacık bir sahaf yılladır. Oda kadar adını “Oda”
koyduğu sahafında yıllardır bir Kafka karakteri gibi yaşıyor. Geçenlerde
konuştuk, “nereye kadar” diye sordum.
Başka bir şey olmak istemedim diye cevapladı beni. Kaç yıl oldu onu
tanıyalı, kim ne derse desin “olmak” istemiyor işte. Kendini “olmuş” olarak
tanımlamak yerine kendi olmayı tercih ediyor.
Kolay mı bu? Hiç
değil. Bilerek bilmeyerek öyle çok beklentiyle yükleniyoruz ki. Üstelik biz de
başkalarına beklentiler yüklüyoruz an be an.
“Bence senin
başarılı olmaman imkansız” cümlesi bile bir beklenti. Geçenlerde öğrencilere
yapılmış bir anketi inceledim. En çok üzüldükleri, içlerine kapandıkları
cümlelerden biri: “Sen bunu nasıl yapamazsın!”
Olmamak hiç kolay
değil. 10 yaşında da, 25 yaşında da ve büyük ihtimalle 80’ine gelince de.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder