Bu pazarın üç gündemi: Çay, Arapça ve Diş…
Biri keyif, biri uğraş biri dert…
ÇAY
Bu aralar bol bol çay harmanlıyorum. Farklı ülkeler, şehirlerden alınmış çayları karıştırarak kendi tadımı yaratmaya çalışıyorum. Bazen çayları birbirine karıştırırken, o çayları aldığım yerlerin kokusu geliyor burnuma gülümsüyorum.
Biraz kaçak çay koyuyorum önce demliğe kıtlama şekerle çayın tadını hissediyorum bir an, ardından bir kaşık Earl Grey… Soğuk bir Edinburgh akşamı geliyor aklıma. Çok üşüdüğüm ve çok âşık olduğum bir kış vakti… Derken biraz Tamara çayı, sarı sıcak Şam’da günlerin yorgunluğu üzerinde çay nargile keyfi, biraz önce görülen Emevi Camii’nin büyüleyiciliği daha çıkmamış akıldan. Sonra bir parça papatya atıyorum çayın içine, İda eteklerindeki Behramkale köyünden alınma. Mavi gözlü, mavi yemenili teyzeyi anımsıyorum sonra Athena tapınağında o kötü sesimle bağıra çağıra söylediğim I still remember şarkısını. En son Lübnan’dan aldığım o sert çaydan bir parça koyuyorum. Ortadoğu’nun en güzel, en karışık ülkesinin tadını hissediyorum. Lacivert denize karşı dönme dolaba bindiğim gece… Kısık ateşte yavaş yavaş demliyorum çayı sonunda. İnce belli bardağa isim veremediğim renkteki çayı döküyorum. Üzerine biraz su, biraz şeker... Penceremin önünde, soğuk İstanbul’a bakarak içiyorum. Çay içtiğim bütün o güzel zamanları düşünerek…
ARAPÇA
Bu aralar, aslında uzunca bir süredir aklımı taktığım dil. Ben ne kadar öğrenmek istesem o, o kadar zorlaşıyor sanki. Yine de öğrenmem gerek diyorum. Elim harflerin yazımına alıştıkça keyifleniyorum. Sonra yine tıkanıyor Arapça öğrenme çabalarım. Ortaokulda en yakın arkadaşımla hoşlandığımız çocuklardan bahsetmek için uydurduğumuz şekil dili geliyor aklıma. O saçma şekilleri ezberleyip yazdın da bunu mu beceremeyeceksin diye cesaretlendiriyorum kendimi. Yanı başımda duran Mavi Kaplı “Arapçayı Öğreten Kitap”a ters bir bakış fırlatıyorum.
Arapça zor, Arapça zahmetli, Arapça gerekli… Eğer yüreğin bir kısmı Ortadoğu’ya aitse, Arapça öğrenilmeli… Çünkü kendimden biliyorum insan en güzel, en doğru kendi dilinde anlatır dertlerini…
DİŞ
Son günlerin en çok canımı sıkan konusu… En çok anlattığım, en çok dertlendiğim, yine de inadına çay içip içip görmezden gelmeye çalıştığım. 20 yaş dişinin ağrısı Arapçadan da zahmetli. Denedim gördüm. Diş ile ilişkimin diş perisi ve masallarla sınırlı kalmasını isterdim. Oysa bu aralar bana ifade ettiği tek şey dert ve antibiyotik…
Benim gibi zaman ve zamanlama ile her daim sorunu olmuş birinin 12 saatte bir alınması gereken Amoklavin Bid ile olan savaşını görseniz, eminim gülerdiniz. Merak etmeyin, bende gülüyorum kendime…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder