Geçen hafta bugün Beyrut sokaklarındaydım. Yağmur çiseliyordu ve dönme dolaba binmiştim. Işıl ışıl evler, Akdeniz, arka sokaklarda hala iç savaşın ve 2006 İsrail saldırısının izleri...
Fırsat buldukça gidiyorum doğunun tam ortasına. Neden seviyorum bilmiyorum. Neden özlüyorum. Güzel yerler ama İstanbul kadar güzel değil. Oralı olsam yaşayamazdım, kaçıp gitmek isterdim belki de. Ama her dönüşte daha bir özletiyor kendini karmaşanın hiç dinmediği topraklar.Herkesin herkesi dinlediği ve hiç kimsenin kendinden başka kimseyi dinlemediği sokaklar...
Gülen insanlar, çok ağlamış gülen insanlar.
Belki de yanıtı bu, Ortadoğu çok insan. Acısı, sevinci, dostluğu ve ihanetiyle. O kadar çok, o kadar hızlı ve o kadar keskin yaşıyor ki her şeyi...
Lübnan'ı yazdım. Anlatmaya çalıştım dört günde ülkedeki izlenimlerimi. Son yazının son cümlesini yazdıktan sonra oturdum düşündüm. Neden hep eleştirmişim bir şeyleri. Neden bu kadar şeyi eleştirirken rüyalarıma giriyor Akdeniz'in lacivert şehri.
Bilmem. Belki de benim gibi karmaşıklığındandır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder