En iyiler genellikle
İntihar ederler
Sadece kaçmak için
Ve o geride kalanlar
Asla tam olarak anlayamazlar
Neden biri
Onlardan kaçmak istesin ki?
Charles Bukowski
Tatil başlamıştı sonunda… Dilime doladığım topraklar ayaklarım altındaydı. Üstelik mutluydum. Çok mutluydum. Tamamen yaşam doluyum denilir ya bazen öyle bir anda aldım Amy Winehouse’un hayatını kaybettiğinin haberini. Denize doğru yürüdüm, Back to Black yankılandı kulaklarımda…
We only said goodbye with words
I died a hundred time
You go back to her
And i go back to…
I go back to us
Kendimce anlam çıkardığım şarkılardı benim için biraz Amy Winehouse, yaşanmışlıklarına saygı duyduğum zaman zaman dinlediğim o güzelim caz sesli kadın. Kendi acılarımı, sesinin acılığında avutmaya çalışmıştım bir zaman, en çok da o zamandan beri özellerimdendi kendisi…
![]() |
| Amy Winehouse |
En çok göz makyajını severdim. Kendimle ortak bir yan bulurdum belki de. Güçlü, güzel, mutlu görünmek istediğimde göz kapaklarımı siyah boyarım bven de. Kendimce bir isyan ritüeli işte. O siyah kalemin ardındaki hüzünlü ama aynı zamanda isyankar gözlerini de severdim Amy Winehouse’un…
O ise 27 yaşında vazgeçti siyah kalemlerinin altındaki gözlerini açmaktan. Ölümüne üzüldüğümce arkasından yapılan yorumlar da üzdü beni. Kişiyi ölüm şekliyle yargılamak, bilmeden düşünmeden, sorgulamadan... Çok acı geldi. Acı geldi belki bir gün en acımasız en suçlayıcı yapan yorumları yaparken aynı seçimi yapıp yapmayacağını bilmeden sosyal platformların kısa cümlelerinde yargıda bulunmaları.
Sonra düşündüm, zaten tam da bu tarz yorum yapanları Amy zaten umursamazdı. ( ya da çok fazla mı umursadı da Atlas’ın yükü ona da ağır geldi?)
*
İntihar etmiş olabilir diyorlar ve üstüne bir çok söz söylüyor bir çok insan. Su testisi su yolunda kırıldı laflarından, e olacağı böyleydi yorumlarına kadar. Bilmeden. Düşünmeden. Anlamaya çalışmadan en acıklısı saygı bile duymadan.
Ne yazık saygı duymayı bilmeden saygın olmayı ümit edenler var aramızda, Amy’nin de yaşadığı ve dün güle güle dediği dünyada…
*
İntihar. Bence kendi ölümünü kendi seçti Amy. İçinde kişinin kendi seçimini barındırdığı için anlamlı gelir bana intihar. Kendi varoluşu elinde olmasa da insanın o son noktayı koyma istek ve iradesine saygı duyarım…
Bu özenmek ya da ben de intihar edebilirim demek değil, intihar da bir cesaret ya da korkaklık değil. Bir seçim…
Tıpkı Amy’nin ne kadar başarılı olursa olşun, var olduğu sokakları bırakmayı seçmeyişi gibi, dünyanın en özenilecek hayatlarından birine sahipken istediği gibi yaşamayı seçişi gibi.
Böyle olmasa bile hiçbir ölüm, ölümü seçme biçimi yargılanmayı hak etmiyor. Ölen, öldü işte. Seçti ve gitti. Sana dokunan yanı ne bunun diye sormak istiyorum saçma yorumlarıyla kişisel egolarını tatmin etmek isteyenlere şu an…
*
İntihar sadece insanlara özgü değil bu arada. Ki merak ederim geyikler bazen neden denize giderek
boğuluyorlar? Ya da balinalar neden kıyılara atıyorlar kendilerini?
Geyik İntihar Bölgesi |
Onları da yargılıyor musunuz ölümü seçtikleri için. Su testisi su yolunda kırılır tarzı cümleler kuruyor musunuz? Bunu da merak ediyorum ey “bazı insanlar”…
O zaman toplumsal olguların kişinin yaşamı devam ettirme çabasını temel alır gibi cümleler nasıl destekleyecek önermenizi?
Ya da gidenin ardından saygısız cümleler kurmanızı en mükemmel önerme bile temize çıkarabilir mi?
Biliyor musunuz, 1860 yılında Londra belediye meclis üyeleri, intihar girişiminden suçlu blunan birini ölüme mahkum etme yetkisine sahipti. O zamanlarda yaşasanız, ve Londra belediye meclis üyesi olsanız ne yapardınız bunu da merak etmiyor değilim.
*
Belki de yaptığım söz kalabalığı, tek bir şey söylemek istiyorum yargılama kültürünü yaşamın ve ölümün her anına taşıyanlara…
Yaşam eylemlerimizden oluşmaz mı? Eğer öyleyse kişinin kendi seçimi olan bir eyleme, de saygı duymak en azından susmak gerekmez mi?
Bu arada belki de Acheron’un kıyısındaki sandalcının yanına her 40 saniyede bir kişinin kendi vedasını seçerek “gittiğini” biliyor muydunuz?


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder