Hayat kaç kez yenilenir, kaç yeni fırsat sunar bize?
Peki ya herkesi mi yakalar mucizeler? Yoksa en umulmadık anlarda öyle bir dokunurlar ki hayatımıza ne olduğunu anlayamaz mıyız?
Garip sorular var zihnimde. Ege. Benim denizim. Bir gün yerleşme hayallerimin merkezi. İlk kez aşık olduğum yer. İlk kez kalbimin kırıldığı yer. Bir çok ilk ve son…
Şimdi ise ömrümün dinlenme tatili. Giysiden çok kitapla doldurulan valiz. Önümde okunmuş okunmamış tarih ve mitoloji kitapları. Sallanan koltukta bira eşliği okuma sefaları. Kıpkırmızı olan tene ilaç gibi gelen rüzgar dokunuşları…
Derken sorular. Sorularım.
Hayat kaç kez yenilenir, kaç yeni fırsat sunar bize?
Bununla ilgili yazacağım sık sık önümüzdeki dönemde sanırım. Bu soru zihnimin içinde yinelendikçe. Çünkü bir kez bir soru yakalamaya görsün seni bırakmıyor peşini…
Bak mesela kırmızı pareosuyla geçen kız, başına da çiçekli bir taç takmış nasıl da umursız. Ya da üç sezlong ötede bir aşk romanı okuyan kısa saçlı kadın. Ya da kızına tavla öğreten saçları seyrekleşmiş baba. Şu ileride ellerinde bira şişeleri laflayan delikanlılar… Nasıl da umarsız, nasıl da tatilin güneşin ve geyiğin tadını çıkarıyorlar doyasıyal .
Ben neden sürekli bu soruyu soruyorum kendime.
Hayat kaç kez yenilenir, kaç yeni fırsat sunar bize?
Peki ya mucizeler…
Mucizeler sadece dokunduğu kişiyi mi etkiler? Tesadüfler mucize olarak adledilebilir mi? En zor soru da şimdi geliyor. Kurulu düzen, verilmiş kararların ardından hayatını allak bullak eden küçük bir olay ne kadar mucize olarak tanımlanabilir?
Ya da boş mu versek bunları? Pardon bir bira daha alabilir miyim?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder