İda’dan Homeros’a…
Ortadoğu’mun Arap Baharına yoğunlaşınca bıraktığım mitoloji sevdam yaz aylarının gelmesiyle ivme kazanan önemini, Ege’ye gelince iyice arttırdı. Halikasnassos’lu tarihçi Heredotos’un memleketinde kişisel tarihin en eski öğeleri aile ile geçirilen birkaç gün ve bolca kitabın ardından ait olduğum topraklara doğru kaydı zihin. Beni tanıyanlar evet yine doğru bildiniz tabi ki İda…
Bin Pınarlı İda’nın kendi tarihimdeki yerini bir yana bırakarak, kendi tarihini düşünüyorum bu tatil bol bol. Şu aralar dişil ve eril karmaşasının mitolojik kökenlerini araştırıyor olmamla da açıklanabilir bu durum. Genel bir özellik olarak ilginç düşünce ve bilgileri paylaşma huyum ise son zamanlardaki eğlencem blog ile hayat buluyor. Bu yazı ise beni mitoloji ile tanıştıran, 9 yaşımda canımın sıkıldığı bir anda elime Barbara Cartland’ın aşk romanları yerine Şefik Can’ı Klasik Yunan Mitolojisi kitabını veren ve annemin bu kız yemek yemiyor kitap okuyor nidalarına göğüs geren dayım Atilla Ertan’a geliyor.
İdea’nin kaynağı İda’dan Kaz Dağlarına
| Bin Pınarlı İda'daki Athena Tapınağı |
Tanrıların dağı da derler İda’ya ki bence Olympos’tan daha çok tanrıların dağıdır, zat-ı şahaneleri tanrılar tarafından Troya savaşının izlendiği yer olarak da bilinen bu dağ.
İda’ya şimdi Kaz dağları diyorlar ki bu ismin Türkmenler’in sembolu olan Kaz ayağı motifinden geldiği öne sürülüyor. Eski Türk geleneğinde, şamanın göğe yükselirken kazı kullandığı bilgisi dahilinde, İda tarihinde bir kutsallık daha etkleniyor belki de.( Kaz demişken, Homeros’da kazlardan bahsediyor İlyada’da: Kanatlı kuşlar, kazlar, turnalar, uzun boyunl kuğular nasıl sürü sürü, Asya çayırlarında, Kaystros’un iki yakasında, sallayarak kanatlarını kibirli kibirli, nasıl uçarlarsa bir o yana bir bu yana, çağrışarak yere konunca çayır çın çın öterse nasıl, öylece gemilerden, barakalardan insan, Skamandros Ovasına aktı yayıldı, insanların atların ayakları altına inledi toprak.)
Biz yine de kadim zamanlara dönelim. İda konulu yazımızın bu bölümünde, benim hala en sevdiğim şairler sıralamasında Cemal Süreya’nın bile önüne koyduğum isim Homeros geliyor.
Homeros bir tarihçi mi yoksa bir edebiyatçı mı?
![]() |
| Homeros |
Homeros’un destanlarında geçmiş ve günün iç içe geçmesi ise modern edebiyatın “bilinç akışı” tekniğinin bir öncülü olarak sayılıyor. Süleyman Çelebi tarafından yazılan “Mevlidi Şerif”i de Homeros geleneğinin devamı olarak görenler de mevcut.
Homeros kimdi?
Homeros denilice İlyada ve aslında onun yazmadığı iddia edilen Odysseia gelir ilk önce akla, biraz daha tarih konusunda bilgisi olanlar “kör ozan” olarak bahsederler kendisinden.
Homeros kelimesinin “köle” anlamına geldiği ve küçüklüğünde yaşadığı bir esaret nedeniyle böyle anıldığı söyleniyor. Öte yandan Homeros’un kör demek olduğu, köle kelimesinin ise “Homeron” olduğu yönünde görüşler de mevcut. M.Ö. 8 yüzyılda yaşadığı öne sürülen ozanın Melesigenes adını kullandığı bu da Meles çayından gelen anlamı taşıdığı da elde olan bilgiler arasında. Meles’in İzmir (Smyrna) sınırları içerisinde olması nedeniyle Homeros İzmirli anılır. Öte yandan Homeros’un Sakız Adası kökenli olduğu yönünde de iddialar mevcut. Bilgilerin ötesinde ben Anadolu’yu, Anadolu insanını ve İyonya’yı bu kadar iyi bu kadar hissederek anlatmış bir ozanın, destanını yazdığı topraklardan olduğunu düşünüyorum.
Troya kentini Aristo’nun filozof değil kral olmayı seçmiş öğrencisi İskender de ziyaret etmiştir. Halkın dilinde adeta bir kutsal kitap olan İlyada’yı elbette bilen İskender’in Homeros’a saygısından İzmir’e de gittiği ise tarihe dair bir başka rivayet. Bu rivayetin kaynağı ise İzmir’de bulunan Roma dönemi sikkeleri üzerindeki betimlemeler.
Homeros bir Rhapsados muydu?
Yunan edebiyatında destan okuma üstelik kendine has makamlarla destan okumanın gelenek olduğu belirtiliyor. Rhapsados adını alan ozanların ise şehir şehir gezerek şiir okudukları, şiirin temposunu ise ellerindeki değnekle belirledikleri dile getiriliyor. Homeros’da bu ozanların en ünlüsü olarak sayılıyor. Günümüzde de klasik müzikte, ezgilerin birbirine eklenmesiyle oluşan müzik türüne “rapsodi” denilmesi de buradan geliyor.
Bu noktada körlerle özdeşleşmiş değnek nedeniyle Homeros’un adlandırılması arasında bir bağ kurulabilir mi bilmiyorum. Ama ilk okuduğumda bu düşünce de aklıma gelmişi benim.
Yaşamak, düşünmek ve yaratmak için İda’nın kalbindeki Assos’u seçmiş Aristo ise Homeros’un ilk filozof olduğun söyler. Bu konuda Homeros ne kadar Anadolulu olsa da değerli Türkçemizde yorum bulunmamaktadır. Ancak Homeros’un uzun uzun incelendiği bir çok makale bu savı tartışır. Homeros’un İlyada’da özellikle “istenç özgürlüğü”nü ele aldığı belirtilir. Tanrıların olayların birebir içinde olduğu dünyada insan iradesinin belirleyici olduğu durumlar buna örnek gösterilir. Öte yandan destanda “kehanet”in de önemli yer tutması, Homeros’un iradeyi eninde sonunda tanrılara teslim ettiğinin bir göstergesi olarak görülebilir mi diye düşünmüyor da değilim.
Bir başka noktadan bakarsak Troya savaşını başlamasına neden olan tanrılar arası güzellik yarışması “tanrısal kehaneti” öne çıkarır. Bu noktada Paris’in seçimi sürecin belirleyicisi olur. Bu noktada başlangıcı “ilahi” iradeye veren ozan, nihai kararı “insan” seçimine mi bırakmıştır? Homeros’un özellikle aile kurumu ve sadakat konusundaki dizelerinin ise “stoacılara” ilham olmuş olabileceğine dair da görüşler bulunuyor. Bu önermeyi Horatius’ın yazılarında da görebiliyoruz.
Bir filozof olarak Homeros
Homeros ister tarihin ilk filozofu kabul edilsin, ister edilmesin Yunan eğitimine ve hatta sanatına verdiği katkı ise açıktır. Aristo’nun hocası Platon, Homeros’u inanışların babası olarak tanımlar. (Bu noktada Platon’un da bir Homeros okulunda yetiştiğini ve eserlerinde sık sık Homeros’a atıfta bulunduğunu da belirtmek gerekir. Öte yandan bilinmesi gereken bir nokta ise Platon’un Homeros okullarının geleneğini eleştirerek, bu düzenin sona ermesinde etkin rol oynadığı.) Dönemin eğitiminde de Homeros birçok konuya referans olarak gösterilmiştir. Tanrıların ötesinde politika, askerlik, gemicilik ve hatta tıp alanlarında Homeros destanlarına başvurulduğu bir gerçek.
![]() |
| İlyada'dan sanata sızan bir sahne |
İlyada ve Odysseia tarihin sözlü geleneğinin ilk ürünleri olarak, bence asıl dünya harikaları olarak nitelendirilmeyi hak ediyor. Sanırım bu noktada bu sözlü metinlerin arşivlenmesi ve düzenlenmesini ilk sağlayan Peisistratos’u da anmak gerekiyor. Yine de bire bir bilemediğimiz tarih iki yanlıdır ve Peisistratos’un İlyada özellikle Aka’ları eleştiren bazı bölümlerini değiştirdiğine ve hatta sansürlediğine ( Kurban edilen Polyksene gibi) dair iddiaları da es geçmemek gerek.
Horace’in dizeleriyle bitirmek gerek belki de…
Agamemnon’dan önce de pek çok cesur adam yaşadı
Ancak tümü de sonsuz gecenin içinde yitip gittiler
Hiç kimse onlar için ağlamadı
Hiç kimse onları tanımadı
Çünkü onları anlatacak kutsal bir ozanları yoktu


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder