Sayfalar

24 Ağustos 2011 Çarşamba

bak bir varMIŞ bir yokMUŞ


Uyu. Uyan. Yüzünü yıka. Dişini fırçala. Giyin. İşe git. İşten gel. Televizyon izle. Bir şeyler yap. Ev toparla.Uyu. Uyan…

Olamadım. Her günü aynı yaşamak bana göre değil. Üstelik şimdi de başka şeyler yazacaktım. Bambaşka şeyler yazabilirim de üstelik. Mesela domates suyunu çok sevdiğim üzerine bir paragrafla çıkabilirim karşınıza şimdi. Ama rutine uyamıyorum. Bunu yapamıyorum işte. Bedenim yapsa zihnim isyan ediyor.

Yine de her düzensizliğin bir rutini var ya bende sanırım kararsızlıklarıma, iki arada bir derede kalışlarıma alıştım artık.

Peki, bu noktaya nasıl geldik? Nasıl yazıldı bu satırlar?

Biraz hayat, biraz haberi, biraz okunan yazılar kitaplar…

Mesela sansüre de alıştık mı sonunda? İşten bahsetmiyorum sadece hayata karşı kendimizi sansürlemeye de alıştık mı? Ya da sabretmemiz gerektiğini başkalarından önce kendi kendimize dikte etmemize? Tashih hatalarından kaçınarak cümlelere “ve” ile başlamamaya alıştık mı?

*

Alıştık mı? Ümit Besen’in “Alışmak Sevmekten Daha Zor Geliyor” şarkısı tandansında değil de, gerçekten alıştık mı? Yoksa alışmış gibi mi yapıyoruz. Hani Romain Gary’nin bir kitabı var. Pseudo ( Can Yayınlarınca Yalan Roman adıyla baskısı mevcut) . – mış gibi yapmak üzerine. MutluyMUŞ gibi… inanMIŞ gibi… gibi gibi 
gibi…

Mış gibi mi yaşıyoruz? YaşıyorMUŞUZ gibi mi?

Normal insanların dünyasına dönmek için… Dönmek istiyorMUŞ gibi…
*
 
Pseudo, Eski Yunanca bir kelime. 
Yalan söylemek ve yanlış anlamına geliyor.  Yalangerçekçilik diye de çevrilebilen “pseudorealism” ise günümüzde özellikle Devajyoti Ray’in üzerinde çalıştığı bir resim tekniği. Ray, bu tekniği geliştirirken Hint Ekonomisinin liberalleşme çabalarından ilham almış. Kast sistemine dayalı bir ülkenin kastlar üzerinden ilerleyen ve üstelik bir yandan da bağımlılık sarmalına sonuna kadar bulanmış ekonomisinden… İlhamın nereden geleceği bilinmez. Ray’in Mousaları da ekonomi ihtisası yapmış.

Ray’in sitesinde bir yazı ise şöyle başlıyor.

“...In the media dominated post globalized scenario, the boundaries between real and pseudo-real seems to be blurred as scoops are passed as facts and facts are camouflaged as fiction. “ (Medyanın domine ettiği post-küresel bir senaryoda, gerçek ve yalangerçek arasındaki sınırlar bulandırılmış görünüyor ve atlatma haberler gerçek, gerçekler ise kurgu olarak kamufle edilmeye başlandı)

Uykusuz saatlerin ardından Ray’in resimlerine bakıyorum yine. Renklere, figürlere ve gündelik hayatın gündelikten uzaklaştırılmış betimlemelerine…

Ray’in cümlesini bir kez daha, bir kez daha okuyorum. Gülümsüyorum sonra ya da gülümsüyorMUŞum gibi yapıyorum.

*

Libya'nın Kıymetli Petrol Kuyuları!
Şimdi bu yazdıklarıma güncele uyarlarsak… Libya’da demokrasi gelecekMİŞ gibi mi yapmalıyız? Libya görüntüleri diye petrol kuyularını gösteren uluslararası kanalların bakış açısını anlaMAMIŞ gibi mi davranmalıyız?


Ya da Ahmet Şık ve Nedim Şener 6 aydır iddianamesi bile hazır olmayan bir dava yüzünden hapisteyken, günlük yaşam telaşımızda bunu unutMUŞ gibi mi davranmalıyız?

Biz şiddete uğramıyoruz diye “sevildikleri, kıskanıldıkları” için öldürülen kadınları görmezden geliyorMUŞ gibi mi yaşamalıyız?

Zaten çoktan bu MIŞ gibiye kaptırdık kendimizi değil mi? Gecenin bir saati kendimizle yüzleşiyorMUŞ gibi bu satırları yazarak vicdan mı rahatlatmalıyız?

AlışMIŞ gibi miyiz tüm bu saçmalıklara? Yeterince normalleşebildik mi? Artık normal miyiz yeterince?

Ne güzel. Hadi uyuyalım. Uyanalım sonra. Dişlerimizi fırçalayalım. İşe gidelim. İşten gelelim. Bir şeyler yapalım. En olmadı bir yazı yazalım. Sonra yine uyuyalım. Derken uyanalım… 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder