Bugün Kuveytli bir stratejist ile konuştum. Türkiye’nin Ortadoğu’daki liderlik rolüne soyunması üzerine çekincelerini dile getirdi. Organik bağ olayını konuştuk bir de. Arap olmayan bir ülke Arap Dünyasında liderlik rolüne soyunabilir mi? Ben buna çok fazla inanmıyorum. Benim adayım, eğer kendini toparlayabilirse Mısır. Suudi Arabistan ise ABD’den de aldığı destekle denge unsurlarından biri olarak varlığını devam ettirmekte. Ne kadar yırtıcı olabileceğini ise komşu Körfez ülkesi Bahreyn’de yaşananlar sırasındaki tavrı ve askeri operasyonu ile açık seçik gördük zaten. Bu noktada akılda tutulması gereken bir başka konu ise Türkiye’nin değişen yönünün, sadece bizim ülke içinde değil, Arap dünyasının bir kesiminde de tartışılıyor olması. Örneğin Körfez ülkeleri değişen ve etkinleşen Türkiye’ye temkinli yaklaşıyorlar. Hatta bu bölgelerde, ki zaman zaman İran ve Hizbullah kontrolündeki Lübnan basınını da dahil edebiliriz, yorumlarda Türkiye “samimiyetsiz” ve “iki taraflı” olarak da ele alınabiliyor.
Bugün pek çok şey konuştuk, pek çok soru belirdi aklımda. En öne çıkanlarsa, değişen dengelerde Körfez ülkelerinin rolü benim için… ( Bu arada eklemek gerek Katar bana önümüzdeki yıllarda bizi çok şaşırtacak, ve lider olarak olmasa bile giderek etkinleşen bir aktör olarak Arap coğrafyasında parlayacak gibi geliyor.)
*
Ortadoğu demişken, eylül ya da belki ekim ayında Filistin’in devlet statüsünün Birleşmiş Milletler genel kuruluna götürülmesi, bölge siyasetini nasıl etkileyecek diye de düşünüyorum. Suriye’de yaşanılanlar, yeni bir olay karşısında geri plana mı atılacak? Suriye de Libya gibi çatışmaların yaşandığı ama sonucun ulaşılamadığı bir yer olarak sevgili medyamızın ilgisinden yoksun mu kalacak? Yoksa mülteciler nedeniyle Türkiye gündemini, Filistin’ten daha mı çok işgal edecek? Soruları soruları yaratıyor. Ne de olsa burası Ortadoğu, cevaptan çok soruların olduğu topraklar… Hatta bazı cevapsızlıkların sıcak hava gibi kader kabul edildiği bir coğrafya burası…
*
Aklımdaki bir başka soru ise Türk Dış Politikası ile ilgili. Davutoğlu’nun dış politika ilkelerinin arasında yabancı müdahalelere karşı çıkılması ve ihtilafların çözümünde güç kullanımının reddi de var. Peki Beşir Esad’a süre veren Türk hükümeti, bu süre sonunda Esad yönetimi yine hiçbir şey yapmaz, şiddet uygulamaya ve uluslar arası toplumun çağrılarına kulak tıkamayı reddederse ne olacak. Türkiye’nin müdahalesi bana uzak bir ihtimal gibi geliyor. Öte yandan Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesini isteyen bir kesim de var ve sürecin buna göre yönlenmesi için çalışıyorlar gibi de geliyor… İzleyip göreceğiz hep birlikte…*
Son bir soru. Mısır’daki ilk hareketin adı “Kifaya” yani yeter demekti. Arap baharı “yeter” çağrıları ile başladı.
Arap Baharı nereye gidiyor, dünya ekonomik kriziyle birlikte Arap Baharı, Arap Kuraklığı’na dönebilir mi?
*
Aklımda sorular. Sorular. Sorular. Ve Ortadoğu’dan uzak kalma süresi bir ayı geçince başlayan özlem… En çok da Beyrut’a. O lacivert, acı ve hayat dolu güzelim şehre… Lübnan’a gitmek gerek, Beyrut rüyalarıma girmeye başladı yine
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder