Sayfalar

5 Eylül 2011 Pazartesi

İstanbul'a dönmek ya da Dreaming my Dreams...



İda'dan Ege

Saat gece yarısını geçmişti İstanbul’a döndüğümde. Bütün dünyadan uzak birkaç gün geçirmek iyi geldi. Hele de en sevdiğim yerlerden birinde olunca. Birbirinden güzel öyküler biriktirdim yine.  Kimini anlatacağım uzun uzun insanlara, kimini kendime saklayacağım an gelecek yazıvereceğim belki de içlerinden birini.


Behramkale Kaz Dağları’nda Assos antik kentinin de içinde bulunduğu küçük bir köy.( En sevdiğim yerleri anlatırken kurduğum tüm cümleler çok statik geliyor, en iyisi anlatmamak belki de bu noktada)

Behramkale

İşte o köydeydim birkaç günlüğüne. Tabi caizse İda’mda…

İda… İdea…


Athena Tapınağı
İda kalbim demek biraz da. İdea ise düşünce. Biraz önce Leyla ile Mecnun’un son bölümünde de Mecnun mantık ve aşk arasında kaldı ya ben de ne zaman İda’ya düşürsem yolumu mutlaka bir tercihin arifesinde oluyorum. Fark ederek ya da fark etmeden.

O yüzden metafiziksel şeylere çok da fazla inanmayan benim gibi bir insan, İda’da cevaplar arıyor bazen.  İda cevaplar da veriyor ya bana yine de kendime sormadan edemiyorum. Sadece görmek istediklerimizi görerek, kendimizce çıkarımlar yaparak acaba edinmek istediğimiz cevaba göre mi yorumluyoruz her şeyi diye.

Saat gece yarısını geçmişti İstanbul’a döndüğümde. Çok uykum vardı, boğazım giderek şişiyordu ya yine de mutlu hissettim kendimi. İda her ne kadar her zaman kaçılacak bir yer olsa da İstanbul’dan vazgeçmeye hazır değilim henüz. Ne İda için ne de başka bir ülkenin başka bir şehrinin başka bir sokağı uğruna… Aynı hissi Mısır’da da yaşamıştım. Gerçi İda’ya giderken İstanbul’u bırakmak gibi bir düşünceyle gitmedim o yüzden bu hissiyat çok şaşırtmadı beni ya. İstanbul’da olan ve özlemeyi ummadığım şey ve kişiler ( amanın da nasıl muğlâk bir ifade) şaşırttı beni…

*


Klimt'in Kiss tablosu
Ritsos okudum İda günleri boyunca. Bol bol yazdım. Sonra yine Ritsos okudum. Bir daha ve bir daha.  Sanırım en sevdiğim şairlerin başında geliyor Ritsos. Ya da ruhumun bu döneminde canım en çok Ritsos çekiyor diyelim. Bir de Ferlinghetti. Beat Kuşağı’nın biliyorum diyerek Ferlinghetti okumamış olanlar ise şaşırtıyor beni. Beat kuşağı sadece Kreuac, Burroughs ve Cassidy ile sınırlanamaz ki. Klimt’in bir tablosu üzerine yazdığı şiiri geliyor aklıma şimdi ( Kısa bir google aramasından sonra anlıyorum ki Kiss tablosu)  “she will not open he is not the one” Bu arada belki de Ritsos’un de Ferlingetti’nin şiirlerini Yunancaya çevirdiğini biliyor muydunuz?   

Petra Berger'in Mistress Albümü
Bu satırları yazarken ise Petra Berger dinliyorum. Petra Berger’in yıllar önce çıkardığı Mistress albümünü. Tarihteki ünlü kadınları konu alan bir albüm bu… İçinde Hürrem Sultan bile var. Hatta Roxelana şarkısını dinlerken “yana yana geliyorum” ben dizeleriyle gülümsüyorsunuz bir an. Sevdiğim şarkılardandır kendileri. Pargalı İbrahim, Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ı anlattır şarkı. Tutku kadar hırsı da hissedersiniz tınılarında… Albümün ikinci şarkısı ise Camille Claudel’i konu alır. Çoğu kişi Rodin’in gölgesinde bıraksa da Claudel’i. Yeteneğinin doruğundayken bir akıl hastanesine kapatılan ve 30 yılını orada geçiren Claudel’i merak ederim. En çok da o 30 yıl boyunca ne düşündüğünü… Geçmişi mi, Rodin’i mi sanatını mı yoksa? Belki kendisi bile bilmiyordu bunu. Kim bilir… Claudel ile Rodin’in aşkını anlatan Gerard Depardieu ve Isabelle Adjani’nin başrollerinde oynadığı film de çok etkilemişti beni.  Tutku. Sanırım beni en çok etkileyen filmin tutkuyu anlatış tarzıydı…

Slyvia Plath’a da bir şarkı vardır albümde. Beyond the Destiny. Berger bir anda Sylvia olur kendine seslenir sanki o şarkıda… Söyler usulca… so try to set your spirit free fly beyond your destiny, to a special place where dreams come true…

Yine de benim en sevdiğim şarkı “I couldn’t say no”dur. Öyküsünden öte, toplumun yargılarına Berger’in sesinde Marie Walewska’nın verdiği yanıtta…
Şarkı feeling free, secretly diye başlar… Dreaming my dreams der.  Derken family proud sözleri çalınır kulağa. Derken dreams coming true der Petra Berger… Sesinin tonu giderek yükselir.

Sonra toplum suçlar onu Napoleon’a aşkından. Onunla olduğunu inkâr mı edeceksin diye sorar. Yanıt basittir: I did what I did and believed it was true.

İnandığımız doğruların peşinden herkese inat gidebilmek dileğiyle...









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder