Sayfalar

24 Ekim 2011 Pazartesi

Bütün kara parçalarında, Afrika hariç değil...


Bir arkadaşım demişti bir kez; bazen hayatı filmlerdeki gibi yaşamak istiyorsun ama hayat bir film değil Gözde diye. Şarap içiyorduk bir sokak arasında. Durup düşünmüştüm. Şimdi yine o cümleyi düşünüyorum. O cümleyi ve daha birçok cümleyi.

1940’lardan kalma bir koltuğun üzerinde oturuyorum şimdi. Olabildiğine güzel. Olabildiğine rahatsız. Seviyorum bu koltukları. Yaşanmışlığı anlatıyor sanki bana. Üstelik benim de yaşanmışlıklarım var artık o koltuklarda… Güzel anlar.

Anlar güzel. Ama hayat… Bu aralar çok gerçek ötesi geliyor. Gözde kim bilmiyorum mesela. Artık ne istediğimi bilmiyorum. Bir şey istesem tam tersi oluyor zaten. Gitmek isterken kalmak, kalmak isterken gitmek zorunda kalıyorum. Sonra… Sonrası yarın işte.

Derken şarkılar çalıyor. Bu kış İstanbul’a şarkılarla geliyor. Kendimi İncesaz dinlerken buluyorum sık sık. Ruhumda Neş’e diyor şarkı:  hayale daldı…

Yazmak isteyip de yazamıyor insan bazen. Oysa en azından yazılabilse… O bile olamıyor. Zaman geçiyor.  Gece yarısını geçti bile saat. Evde o sevmediğim saatin sesini duymak istemiyorum. Kaldırdım gitti duvardan. Saatin sesini duymak istemedikçe beynimde çınlıyor sanki. Yarına doğru gidiyor zaman. Yarına…

Derken bir şarkı daha başlıyor. Ezginin Günlüğü, Bilinmeyen Ülke… Ey güzel ülke, uzak ülke..Ey bilmediğim ülke, ne kendi isteğimle geldim sana ne de soylu bir atın sırtında…

*
Yapman gerekenler vardır bazen. Yapman gerektiğini o kadar iyi bilirsin ki. Ama yürek işte… Bir şeyi o kadar yapman gerekiyordur, o kadar mantıklıdır ki yürek istemez. Mantığı seçmeni istemez.  Giderek daha çok çıkmazın ortasında bulursun kendini. Aklına Sabahattin Ali’nin Kördüğüm şiiri gelir. Oysa sen en çok “benim meskenim dağlardır” diyen dizelerini seversin onun, dağlar İda’dır çünkü. Bir bakarsın İda bile kabul etmiyor seni. Gitmen gerek. Yola çıkman gerek. Yeni yollara, çöllere uzaklara doğru. Çünkü bir hayalin vardır. Ama tam gitmenin arifesinde o hayallerin yakınına gelmişken o kadar uzaktır ki. Kendini kendine hiç olmadığınca uzak bulduğun noktadır belki de o. Bazen bir dakikada bir paragraf yazdığın bazen üç saatte bir cümleyi tamamlayamadığın o noktadasındır işte.

Derken bir şarkı biter. Yeni bir şarkı başlar. Şarkılar büyütürsün içinde. Gece gerçektir. Hangi gerçekliğe aitsin bilemezsin… Uyumak istersin. Belki o zaman daha kolay olacaktır her şey. Ama bilinir, sığınılır her şey gibi uyku da terk etmiştir seni.

*

Sonra bir de Üvercinka şiiri vardır Cemal Süreya’nın.  En sevdiğin şairin hep en sevdiğin dizelerin başka olmuştur ama gün ortası yakalamıştır ya Üvercinka seni. Kulaklarında çınlar durur. Bir kendini düşünürsün bir şiiri. İç içe geçersiniz… Cemal Süreya’nın Üvercinka’sını düşünürsün. Sonra öyküsü gelir bilindiği kadarıyla Üvercinka’nın. Mesela Cemal Süreya’nın Eskişehir günleri. O zamanlarda anne tarafının hepsinin Eskişehir’de yaşadığını düşünürsün. Şiire daha bir bağlanırsın. Bir daha bir daha okursun, kendini alamazsın  tek tek yazarsın tüm dizelerini şiirin…

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor bütün kaya parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısında katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajı’nda akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

*

Sonra mı? Yarın işte… Zaman geçiyor. Cemal Süreya da Üvercinka’ya hiç kavuşamamış zaten. Sonra yeni bir şarkı çalmaya başlıyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder