Sayfalar

29 Kasım 2011 Salı

Beni digerlerinden farkli kilan ne? ve elbette `Hayal edelim`


Buralarda canımı en çok acıtan hayat şartlarının zorluğu değil, sayılar… Ve sayıların gerçeğe nasıl yansıdığını görmek. AIDS hastalarının araştırıyorum bu hafta duyduğum her istatistik biraz daha koyuyor. Gökyüzü ağır geliyor bazı zamanlarda… Hele de AIDS'li doğan ve yaşamak zorunda kalan çocukları gördükçe. Dünyada 34 milyon AIDS hastası var sadece Etiyopya’da 1,2 milyon kişi AIDS'li. Raporlar sayı azalıyor diyor ve milyonlar ölmeye devam ediyor. Bir toplum düşünün çoğu belki de devlet başkanının adını bilmiyor ama herkesin AIDS’e dair bildiği bir şey, bir can acısı var…

Sonra düşünüyorum bir yanda ise AIDS'lilere uzaylı muamelesi yapan bir dünya dolusu insan var… Bir dünya dolusu kendi dünyalarında yaşayan insan. Öfkeleniyorum. Zaten tedavisi olmayan bir hastalığı taşıyanlara bu muameleyi yapanlardan.

Zaten buralarda en çok sorduğum sorulardan biri de bununla ilgili. “Bizi diğerlerinden üstün kılan ne?”  Ben sadece evime 3 dakika uzaklıktaki barakada yaşayan genç kızdan şanslıydım. Bu topraklarda “şansın” ne demek olduğunu gerçekten anlıyorsunuz.

Bazıları bu örnek üzerine o da çalışır çabalar iyi yaşar diyebilir. Hadi ya gerçekten o kadar kolay mı her şey? Doğum kontrolünün neredeyse hiç olmadığı topraklarda “kadın” olarak doğunca o kadar da kolay değil. Senden sonra doğan kardeşlerin yokluk içinde bakma görevi belki de doğduğu an yükleniyor bu ülkenin dünya güzeli birçok kızına… Yeni nesillerde biraz olsun azalsa da her on kadından 7si sünnet oluyor diyor istatistikler. Vahşeti sayılarda görünce susuyorsun. Burada kadınların “kadın” olması bile yasak diye isyan etmek istiyorsun.  Ve yanlarından geçerken o kadınlardan biri sana dünyanın en güzel gülümsemelerinden birini sununca, şanslı olduğun için utanıyorsun.

İşte bazı zamanlar böyle umutsuz hissediyorum kendimi. Hiçbir şey değiştiremeyecek gibi… Muhtemelen değiştiremeyeceğim de. Ne yapacağımı bilememek ve isyan etmenin bile sadece beni mutsuz ettiğini ötesinde hiçbir işe yaramadığını bilmek mideme kocaman bir taş yerleşmesine neden oluyor.

Küçükken böceklerden çok korkardım. Annem “hayvanın yaptığından değil insanın yaptığından kork” demişti bana bu sözünü burada o kadar sık anımsıyorum ki… İnsanlığımdan utanıyorum bazen. Hatta “insan” kelimesi içi öylesine boş biz sözcükten başka bir şey ifade etmiyor bazı zamanlarda…

Tabi ki yine de keyiflendiğim zamanlar oluyor. Etiyopya ve Afrika bana ilginçliklerini birer birer sunmaya devam ediyor. Olabildiğine iyi insanlar tanıyorum burada. Bir yanım “insana” kızarken bir yanım o sıcacık insanların arasında nasıl da mutlu oluyor.

*

En azından yazabilirim diyorum kendime çoğu zaman. Defterlere, haber metinlerine, maillere ve bloguma durmaksızın yazıyorum. Bilmem belki de bu kadar çok yazmak istememişti parmaklarım hiçbir zaman. Ne kadar yazsam hep anlatılacak bir şeyler kalıyor. Çünkü “dışarıda gürül gürül bir dünya akıyor”.

Dün bu sözü 4000 kilometre uzaga da soyledim. 4000 kilometre uzaktan ne dediğimi anladı sonra da bana “hayal et” dedi . Gulumsedim.

Evet, en azından hayal ediyorum bir şeyleri değiştirmek için. Kendimi ararken karşıma çıkan onca acıya rağmen umudun ne demek olduğunu da daha iyi anlıyorum çünkü. Ne de olsa en azından kendimi değiştirmeyi göze aldım bu yola çıkarken, olmadığını söylesem bile belki de genetik kodlarımla içime işleyen o önyargılardan kurtulmayı…

*
İnsan bu kadar uzakta olunca aslında uzaklığın ne kadar göreceli bir kavram olduğunu anlıyor. Bazen yan yanayken konuşamadığı şeyleri anlatıyor insanlara. Olaylardan değil de yaşamdan konuşurken besleniyorsun bir yandan da. Mesela Pelin… O bana yapmak istediği haberleri, yaşadıklarını düşüncelerini yazdıkça nasıl mutlu oluyorum. Bir çay koyuyorum kendime maillerini okumadan önce sonra Beylerbeyi’nden Nişantaşı’na, Maslak’tan Beyoğlu’na kısa bir gezintiye çıkıyorum İstanbul’un havasıyla sarmalanmış yazdıklarında… Sonra mesela gördüğü bir kadından yürüdüğü bir yoldan bahsediyor bana ben ona Afrika’nın bir ilginçliğini anlatıyorum.  Ben yazarken gülüyorum onun da güleceğini biliyorum. İkimizin de yaşadığı dünyadan karşılaştığı insanlardan öte, hiç tanımadığımız insanların öykülerinin Ortadoğu ve Afrika gündemiyle harmanlayıp konuşmak nasıl da iyi geliyor. Pelin ve daha birçok kişiyle… Gidişin geride bıraktıklarını netleştirmesi çok keyifli bir duygu… Döndüğünde kimleri yanında istediğini o kadar net anlıyorsun ki…Geride kalanlara uzaklardan verebileceğin tek belki de en önemli şey sevgi… Tüm öfkelerden kırılmalardan insanlardan konuşmalardan dedikodulardan ve daha birçok şeyden öte hayatı paylaşıyorsun anlayacağın.

*
Afrika insana yavaş olmayı öğretiyor bir yandan da… Sabrı öğrenirken adının anlamı “ümit” anlamına gelen bir devlet memuru seni o kadar çileden çıkartıyor ki kahkaha atmamak için televizyona çeviriyorsun gözünü. Gülmeden duramıyorsun yine de çünkü yaptığı, tavrı her şey olabildiğine “absürt”. O sana bakıyor televizyonda biri Umman’dan bildiriyor. Umman diyorsun, “Umman güzel yerdir keyifli zamanlarımı anımsayıp güldüm.”

Çileden çıkarmak sadece bekletmek değil mesela bir fotoğraf vermen gerekiyor ki üç gün önce de verdiğinden adın gibi eminsin ama adam almadım diyor. Verdim diyorsun yanında tanıklar var cevabı “ben senin fotoğrafını ne yapayım.” Tamam diyorsun bir fotoğraf daha uzatıyorsun. Hayır diyor bu çok büyük pasaport fotoğrafı istiyorum. Ama ben pasaportum için de bu fotoğrafı verdim diyorsun ya o seni bir kez daha yanına getirmeye kararlı. Sen de öğrenmişsin sanki ülkeyi biraz yanında iki farklı fotoğrafın daha var en sonunda birini vermeyi başarıyorsun. Bu sefer fotoğraf üstüne konuşmaya başlıyor. “ Bu güzel bir fotoğraf kesmek yazık olur” Yahu diyorsun önemli değil ben de çok var harala gürele en sonunda alabiliyorsun fotoğrafının yapıştırılması gerekli olan belgeyi.  Afrika yavaş olmayı öğretirken tüm yavaşlıklara inat yollar bulmayı da öğretiyor bir yandan.  Ciddi bir deneyim…

Komik öyküler sarmalıyor çoğu kez seni. Mesela ülkeye yatırım yapmak isteyen bazı insanların ki özellikle geçmişte en büyük nedenlerinden birinin “eşlerinden” kaçmak olduğunu duyuyorsun. Bu insanların “eşleriyle” barışınca yatırımlarını bırakıp ortadan kaybolduklarını da… Hayatın ironisi günlük hayatın tam ortasında öylesi yakalıyor seni…

*
Buralarda olmak keyifli… Afrika kendini tanımak demek biraz da… En azından benim için. Kendini tanırken yaşadığın onca güzel an ise yaşanmasa olmazmış. Gecenin bir vakti yolun ortasında gözlerini kapatarak yürümek mesela… Üstelik telefonunda en sevdiğin şarkılardan biri çalarken ve dünyanın en güzel rüzgârı ılık ılık yüzüne gelirken. O an yaşanmasa olmazmış mesela…

Ya da yeşil gömlekli idealist bir doktoru tanımadan olmazmış. Ülkesinin kırsalında insanları için çalışan o adamı… Gerçekten bir şeyleri değiştirebilen o doktorun gülümsemesini görmeden olmazmış. Çünkü o öyle bir gülümseme ki ayırt ediyorsun ne acı ve ne sevincin iç içe geçtiğini…

Hayatında hiç çamaşır makinesi kullanmamış insanları görmeden de olmazmış mesela ya da her yemeğin yanında mutlaka gelen patates kızartmasını…

Olmazmış buraları görmeden, buraları yaşamadan. İyi ki de olmamış…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder