Sayfalar

12 Mart 2012 Pazartesi

Olur ya... Olur mu... Olmaz mı ya?


Olur ya…

Olur elbet, hayat neler getirir bizlere. Gidersin onca aramanın ardından artık çalışma masanın olduğu bir ev tutarsın 1 ay sonrasında kendini Afrika’nın doğusunda buluverirsin derken.

Olur ya… Bazen böyle melankolik haller olur ya. Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Melankoli Kadındır” kitabını bitirirken duydum bu iki kelimeyi de işte.

Kitapta okuduğum bir cümle iki gündür çınlıyor kulaklarımda: “Düşlerin sonu açıktır ve Happy End’in çok farklı görünümleri olabilir.”

Sahi gerçekten “mutlu son” denilen şey ne ki? Benim gibi mutlak ya da daimi bir “mutluluk” kavramına inanmayan biri için ne yazık ki “mutlu son” da filmlerde ya kitaplarda yer ala nbir “düş”ten ibaret.  Sürekli mutlu olamazsın. Mutluluk eninde sonunda bir “an” değil midir? Ama tabi burada başka sorular da yer ediniyor işte kendine. Mesela mutlu olduğunu nasıl anlarsın, ya da nasıl tamamen bilebilirsin ki seni neyin tamamen mutlu edeceğini? Hatta şöyle soralım. Diyorsunuz ki tamam artık yoruldum, huzur istiyorum o zaman mutlu olacağım. Sonra oldu ya huzurlu daha dingin bir hayatın içinde buluyorsun kendini, ama yine tam mutlu olamıyorsun ki. Kimi zaman mantıksız da olsa hayatının anaforlarını arıyorsun an geliyor…
Moira'lar

Mitoloji’de 3 Moira yani kader tanrıçası vardır. Klatho hayat ipliğini dokur, Lacheis ölçü alan demektir yaşamın süresini ölçer ve Atropos yeri geldiğinde o ipliği keser adı ise vazgeçilmeyen anlamına gelir.

İşte 3 Moire’nin bitmez uğraşı arasında biz de mutluluk, mutsuzluk gibi kavramları zaman zaman düşünürken aslında bir ip üzerinde cambaz misali yol alıyoruz belki de…

*
Ama bugün güzel  bir gün. Biraz olsun umutlu ve bir an öylesine mutlu eden. Ahmet Şık ve Nedim Şener artık özgür. Yine de insan sormadan edemiyor. Peki ama onların boş yere tutuklu 375 günleri ne olacak diye… Yarınsa Sivas Katliamı zaman aşımına uğrayacak. Katliamın zaman aşımı olur mu diye sormaz mı insan şimdi.

Olur mu?


*
Peki ya katliamlar biter mi? Bugün gündem yayının ardından bunu düşündüm. Yayına şu cümleyle başladım. “Afrika yine haftaya terör olaylarıyla başladı.” Bir yanda Kenya’da otobüs patlamasında hayatını kaybedenler, bir yanda Güney Sudan’da etnik çatışma yüzünden kayıp 500 ile 800 arasında kişi öte yanda Nijerya’da Boko Haram örgütünün kilise saldırıları…



İnsanın insana yaptığını kimse yapmıyor ki azizim. Düşünsenize başka hangi canlı türünde “hapishane” diye bir kavram var. Ya da sadece zevk uğruna suç işlemek. Ama tabi bu kavramları yaratmak da yetmiyor bizlere. An geliyor bir Pozantı Cezaevi ve oradaki cinsel şiddet çıkıyor karşımıza. Biz daha 1980 sonrası Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlarla yüzleşmeyi başaramışken. Sonra iyiyi, mutluluğu isterken “insan” olmayı sorgulamaya başlıyorsun. “İnsan” ismi altında var oldukça neslin nezdinde kendinden utanıyorsun.

Yine de umut var işte. Belki daha iyi olur diye.

Olmaz mı?

Olur ya…  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder